Bu yazı tamamen kişisel bir yazıdır, bilgilendirmedir, ancak Yönetim Kurulu kararıyla onaylanmıştır… Konunun şu an itibariyle Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği’ni ilgilendiren kısmı, derneğimize alternatif dernekler kurulması, derneğimizin dışlanılmaya çalışılması, etkinliklerimizin baltalanması, okula alınmamamız ve okuldaki etkinlilerimize izin verilmemesidir… Geri kalan kısımlar, bizzat bana yapılan kişisel itham ve suçlamalardan oluşmakta olup, konu hakkında hukuki süreçte gereğini yapmadan önce detayları sizlerle de paylaşmak istedim…
Merak edenler biraz vakit ayırıp bu yazıyı okurlarsa her şeyi öğrenecekler… Ancak önce özetle, ne gibi sıkıntılar yaşadığımı, nelerle suçlandığımı ve müdürümüzün hakkımda neler söylediğini sizlerle paylaşmak istiyorum…
- Spor Kulübü Basketbol Takımı için Kapalı Spor Salonu Reklam Tabelası ihalesi alınmış, tabelalar tarafımdan satılmış, ancak gelirler müdürümüz tarafından farklı alanlara aktarılmıştır.
- Bu bütçe aktarımları ile ilgili bir mezunumuzla yaptığı görüşmede konunun sorulması üzerine, “Okulun müdürü de benim kulübün başkanı da, istediğimi yaparım!” “Zaten Kasım’da seçiminiz var, o seçimde devireceğim Erdem’i” şeklinde cevap vermiştir.
- Tek başına aldığı kararla Futbol Şubesi kurmaya karar vermiştir.
- Bir dershane için yaptığım danışmanlık çalışması nedeniyle diğer dershanelerden, velilerden ve öğrencilerden şikâyet geldiğini iddia etmiştir.
- Dershane için yaptığım danışmanlık ile Mezunlar Derneği arasında seçim yapmak zorunda olduğumu söylemiştir.
- Mezuniyet Balosu için çocukları velileri olmadan gelmeye yönlendirdiğim ve buna izin verdiğimi iddia etmiştir.
- Geçen yılki Köfte Günü organizasyonunu beğenmediğini söylemiş, beni geçen yılla ilgili bilgi vermemekle itham etmiştir.
- Geçen yılın organizasyonunun gelir – gider durumunun bilgisini vermediğimi iddia etmiştir.
- Gıyabımda yaptığı konuşmalarla, sponsorlardan para alıp makbuz vermemekle suçlamıştır.
- Özcanlar’dan aldığım faturanın gerçekliğine inanmamıştır.
- Bu işten para kazanmakla suçlamış, “acaba kazandı mı bilmiyoruz” şeklinde gıyabımda yaptığı konuşmalarla öğretmenlerin kafasını bulandırmaya çalışmıştır.
- Öğretmenlerin neden bu yıl organizasyonu bizim yapmadığımızla ilgili sorularına; “bize bilgi vermedi geçen seneyle ilgili, kendi için yaptı para kazandı, makbuzları faturaları görmedik” şeklinde cevap vermiştir.
- Organizasyonda yardımcı olan öğrencilere bağış için satılan kalem ve çakmakları 5 YTL’den satıp üzerine kar koyarak satmaları konusunda yönlendirdiğimi iddia etmiştir.
- Hakkımızda “Erdem – Aleattin ortak çalışıyor” şeklinde yorumlar yapıldığını iddia etmiştir.
- Yönetim Kurulu’nun kimlerden oluştuğunu bilmediğini söylemiş, bununla ilgili bizim bilgilendirme yapmadığımızı söylemiştir.
- Dernekler Masası’na belge ve defterlerimizi zamanında götürmemekle ilgili şikâyet aldığını iddia etmiş, bizi bu durumda yaşayabileceğimiz sıkıntılardan kurtardığını söylemiştir.
- Adımın derneğin adının önüne geçtiğini, bu durumdan ve öğrencilerin benimle olan yakınlıklarının diğer mezunlarla olmamasından duyduğu rahatsızlığı da dile getirmiştir.
- Daha önceden de bildiğiniz üzere, önce Köfte Günü konuşma metnim üzerinde değişiklikler yapmış, ardından da bu değişiklikleri kabul etmediğimiz için konuşmamı programdan çıkarmıştır.
- Konuşma metniyle ilgili kağıt üzerinde yaptığımız değişikliğe “Yazan : Nur Erdem ÖZEREN, Düzenleyen : Alaeddin Mollamehmetoğlu” yazdığım için üzerime yürümüş ve küfür ederek beni okuldan kovmuştur.
- Ertelenen Köfte Günü’nün ikinci gününe ben ve Yönetim Kurulu’ndan bir arkadaşımız okula gittiğimizde, içeri alınmamamız için kapıdaki görevliye talimat verilmiştir.
- Ayrıca yıl boyunca okul çatısı altında ve izin dahilinde yapılan Anne – Baba Okulu programına katılanlara Köfte Günü programı dahilinde plaket verilmesi isteğimiz de hiçbir cevap verilmeksizin reddedilmiştir.
- Okuldaki öğrencilerden Mezunlar Günü organizasyonunu yaptığımızı öğrenince, yanında olan bir öğrencimize “ ERDEM YAPAR TABİ BÖYLE ORGANİZASYONLAR, PARA LAZIM ERDEM’E” şeklinde hakkımda asılsız iddialarda bulunmuştur.
- Sınava 1 hafta kala bazı gençleri Facebook’a fotoğraf koyma bahanesiyle disiplin kuruluna sevk etmiş, karnelerini zamanında vermemiş, ancak disiplin kurulu toplantısında yalnızca benimle ilgili konuları konuşmuştur.
- Veliler Mezuniyet Balosu’na gelmesin diye cep telefonlarına mesaj attırmış, okulla ilgisi olmadığı bilgisini verip velilerin kafasını bulandırmaya çalışmış ve öğrencileri de göndermemeleri yönünde çalışma yapmıştır.
- Okul Aile Birliği’nden Mezuniyet Balosu için burslu öğrencilerin listesini istediğimizde izin verdirmemiş, kendi kararlarını alamayan Okul Aile Birliği yönetimi de bu karara uymuştur.
- Yönetim Kurulu’ndaki arkadaşlarımı kendi yanına çekip bana karşı cepheleştirmeye çalışmış, “Ben sadece Erdem’i istemiyorum, siz gelin okulda istediğinizi yapın” şeklinde konuşmalar yapmıştır.
- 5 yıldır yaptığımız Meslek ve Üniversite Tanıtım Günleri’ni okulumuzda yapmak için yaptığımız resmi başvuruya cevap vermeksizin yer tahsisine izin vermemiştir.
- Derneğimiz tüzüğünü bilmeden “sokaktan geçen herkes üye olabilir” şeklinde bizzat benim “Yönetim Kurulu’nu ve üyeleri uyutarak” değişiklik yapmakla itham etmiştir.
- Yine mezunlarımızla yaptı konuşmalarda beni “öğretmenlerimi azarladığım, onlara emirler yağdırdığım, aşağıladığım” şeklinde suçlamalarla itham etmiştir.
- Öğrencilerle yaptığı bu konuşmada “Benim anlattıklarımı gidin arkadaşlarınıza anlatın, herkes Erdem’in gerçek yüzünü görsün” şeklinde hakkımda karalama kampanyası başlatmaya çalışmıştır.
- Gençlere benim yaptıklarımdan yıllardır rahatsız olduğunu, bu rahatsızlığının son yıllarda daha da arttığını söylüyor ve ekliyor; “Bunların hepsini para için yapıyor p..t”.
- Facebook’a konan resimlerle ilgili gençleri bana karşı kışkırtmaya çalışmış, “O resim Erdem’in grubunda, o resmi oradan kaldırabilecekken kaldırmadı, sizin başınızı Erdem yaktı, şimdi bu resim yüzünden savcılığa vereceğim, kurtarsın bakalım...” şeklinde gençleri korkutarak sınava bir hafta kala psikolojilerini düşünmeden tehditler yağdırmıştır.
- Tehditlerini benimle ilgili de yapan müdürümüz, istese beni İstanbul’da yürüdüğüm yoldan aldırabileceğini söylemiştir.
- Hakkımda yaptığı bir başka yorum ise şu şekildedir; “Yıllardır Nur adını kullanmıyor, havası söndü ona bu organizasyonu vermeyince, o da kullanmaya başladı, bu aralar cemaatçilik popüler olduğundan...”
- Ayrıca bir başka tespiti ise; Facebook’ta çıplak resmim olduğu, bunun düpedüz pornoya girdiği, adımın başında Mezunlar Derneği Başkanı olup bu resimlerimin olmasının yakışmadığı şeklindedir.
- Gençleri Mezuniyet Balolarına gitmemeleri konusunda örgütlemeye çalışan müdürümüz; “Baloya gitmeyin, arkadaşlarınıza söyleyin onlar da gitmesin, yaptırmayacağım, velilere mesaj atacağım” şeklinde gençleri yönlendirmiştir.
- Mezuniyet Balosu ile ilgili gençlerin Facebook’ta “Abi bizim kavalyemiz yok gitmeyeceğiz” şeklinde esprilerine “O gece herkes her zamankinden güzel ve farklı oluyor, herkes kendine bir kavalye buluyor, üzmeyin kendinizi” diye verdiğim cevabın üzerine şu yorumu yapmıştır: “Size bir de oda tutsun otelde, kaynaşırsınız orada!!!”
- Mezunlar Derneği ile ilgili çalışmalarımızı da beğenmeyen müdürümüz; “Mezunlar Derneği çok iş yapmış gibi anlatıyor orada burada, kaç öğrenci okutmuş bugüne kadar?” şeklinde yorumlar yapmıştır.
- Oturduğu koltuğa olan sonsuz inancı ile müdürümüz yine aynı gençlere “Erdem beni görevden aldırmaya çalışıyormuş, beni buradan alamazlar, bakanlıkta tanıdıklarım var benim, en fazla açığa alırlar...” şeklinde yorumlarda bulunmuştur.Mezunlar Derneği başkanlığımla ilgili olarak ayrıca “Onu ben başkan yaptım, bu konuma ben getirdim, şimdi gelmiş bana artistlik yapıyor” şeklinde yorumlarda bulunmuştur.
Neden bu yazı için bu kadar bekledim? 2008 Mezunlarının diplomalarını almalarını bekledik… Yazıyı okurken nedenini daha iyi anlayacaksınız…
Yazımın buradan sonraki kısmı, süreçleri ve detayları içeriyor… Merak edenler için detayları da anlatmayı uygun gördüm…
ANCAK ÖNCELİKLE, BU SÜREÇTE HEP YANIMDA OLAN, DESTEKLERİNİ ESİRGEMEYEN YÖNETİM KURULU ÜYELERİNE TEŞEKKÜR EDİYORUM...
YAPTIĞINIZ DESTEK VERİCİ VE BUGÜNE KADAR YAPTIKLARIMIZI TAKDİR EDEN YORUMLARINIZ İÇİN DE SİZ MEZUNLARA TEŞEKKÜRLER...
KONUNUN AŞAĞIDAKİ DETAYLARINI BİLENLERE DE, HAKKIMDA YAPILAN TÜM SUÇLAMALARIN ASLINDA SUÇLAMAYI YAPAN KİŞİ İLE İLGİLİ ŞAİBELER OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ VE BENİM BÖYLE ŞEYLER YAPMAYACAĞIMA OLAN İNANCINIZI GÖSTERDİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER...
BU KONUDAKİ BU SON BİLGİLENDİRMEDEN SONRA, 25. YILIMIZA GİRERKEN “25.YIL – ÇEYREK ASIR PROJELERİ”NE KANALİZE OLMAYA BAŞLIYORUZ VE BAŞLANGICI DA İSTANBUL’DAKİ MEZUNLAR GÜNÜ’NDE SİZLERLE BİRLİKTE YAPMAK İSTİYORUZ...
BİZ ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ, MÜDÜRÜMÜZ DEĞİŞENE KADAR OKUL İÇİNDE ETKİNLİK YAPAMAYACAĞIMIZ İÇİN DE ÖĞRENCİ KARDEŞLERİMİZDEN VE VELİLERİMİZDEN ÖZÜR DİLİYORUZ...
YÖNETİM KURULU OLARAK MESAJIMIZ;
ŞİMDİ KENETLENME ZAMANI, BİRLİK OLMA ZAMANI, GÜCÜMÜZÜ GÖSTERME ZAMANI... TEKİRDAĞ ANADOLU LİSESİ MEZUNLARININ TEK ADRESİ “TEKİRDAĞ ANADOLU LİSESİ MEZUNLARI DERNEĞİ”DİR... “KARDELENLER DERNEĞİ” VE “TEKİRDAĞ ANADOLU LİSELİLER DERNEĞİ”NE ÜYE OLMAMAYA VE GRUBUMUZU BÖLMEMEYE DAVET EDİYORUZ...
Her şey geçen yıl ( 2007 – 2008 sezonu ) Kapalı Spor Salonu’ndaki Reklam Tabelası İhalesi’nin Spor Kulübümüz tarafından alınması ile başladı… Amacımız Spor Kulübü’nün Basketbol Federasyonu’na olan borcunu kapatmak ve bu yıl Bölgesel Lige tekrar katılabilmekti…
Yıl boyunca bizzat tek başıma uğraşarak kişisel bağlantılarımla tabelaların önemli kısmını sattım, bir kısmı da Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu’ndaki arkadaşlarım tarafından satıldı ve her ay düzenli olarak tahsilâtı yapıldı… Yapılan tahsilâtlar Spor Kulübü kasasına konmak üzere verildi. Müdürümüz ve aynı zamanda başkanımız yıl içinde ani bir kararla “Futbol Şubesi” kurma kararı aldı, bize sormadan, onay almadan… Ben de yıl içinde bütçelerin ayrı olması konusunda mutabık kaldım, ben Basketbol şubesinden sorumlu olacaktım, o da futbol…
Ancak Mayıs ayı başında öğrendim ki, toplanan paranın bir kısmı futbol şubesine, diğer kısmı da Okul Aile Birliği’ne aktarılmış… Kulüpteki üyelerin tamamına yakını öğretmenler ve okulda çalışanlar, dolayısıyla onun idare amiri olduğu kişiler olduğu için, aldığı kararlara benden başka itiraz eden olmuyordu… Bunu öğrendiğimde de bu konuda tartıştık… “Ben bir yıl boyunca siz alıp o parayı başka yerlere akıtın diye her hafta sonumu buna vermedim, kendimi kullanılmış hissediyorum, sizden başka kimse futbol şubesini istemiyor ancak size söyleyemiyorlar”… “Tamam, hallederiz…” tarzı geçiştirmelerden sonra, konuyu farklı yerlere çekmeye başladı ve okul çatısında ona bu denli muhalefet edebilen ve otoritesini sarsma ihtimali olduğuna inandığı tek kişi olan bana karşı savaşa başlayıp önümü kesme çabalarına başladı…
Bunun üzerine sinirlenen müdürümüz, daha önceden bilgisinin olduğu, benim bir dershaneye yaptığım danışmanlık konusunda, “diğer dershanelerden tepki alıyoruz, ya orayı seç ya Mezunlar Derneği’ni” şeklinde beni seçime zorlamaya kalktı… Oysa sadece 2 hafta yaptığım anlaşmayı bizzat dershane sahibinden öğrendiğinde bana ve kendisine anlaşmanın ucuza yapıldığını söyledi… Yıllardır tüm dershanelerle ve yöneticileri ile olan iletişimim nedeniyle biliyordum ki hiçbirinin böyle bir tepkisi yoktu… Çünkü bizzat kendim hepsine bilgi vermiştim… Ayrıca bu yıl mezun olan öğrenciler de çok iyi biliyorlar ve şahitlerdir ki bu dershaneyle olan ilişkim danışmanlıktan ibaret olup, hiçbir öğrenciyi yönlendirmedim… Ayrıca diğer dershanelerle de seminer verme konusunda ortak çalışmalarım yıllardır olduğu gibi bu olaydan sonra da devam etti…
Bu seçim konusunda cevabım; “Ben ne yaptığımı biliyorum, buna siz karışamazsınız, beni siz Mezunlar Derneği Başkanı yapmadınız, ben tarafsızlığımı koruyorum, içim rahat, eğer o kadar tepki varsa bu tepkileri nasıl yöneteceğimi bana öğretin, nitekim bunun nasıl yönetilebileceğini 3 yıl boyunca bir dershanenin ortağı olduğunuz için en iyi siz bilirsiniz, ama bana hiç öyle bir tepki gelmedi” şeklinde oldu…
Bu cevaba daha da sinirlenen müdürümüz, daha önce hazırlıklarını yaptığımı bildiği Mezuniyet Balosu ve Köfte Günü’nü kullanarak, “Baloyu yaptırmıyorum, Köfte Günü’nün organizasyonunu da sana vermiyorum…” diye yine tek başına aldığı kararla tepkisini gösterdi… “bu yıl da misafir olarak gelin ne olacak, her yıl ev sahibi olmak zorunda değilsiniz” lafını da daha sonra Mezunlar Günü’nü sizlere duyururken kullandık, bu laf tamamen kendisinindir…
Mezuniyet Balosu’nu yaptırıp yaptırmama kararı kendisinde olmamasına rağmen her şeyi kendi kontrolünde olduğu düşüncesiyle önce yasaklamaya, sonra bunu başaramayınca da baltalamaya çalıştı… Neler yaptığını ileride okuyacaksınız…
Mezuniyet Balosu ile ilgili gösterdiği sebep, benim çocuklara “aileniz gelmese de olur, paraları Vakıf Görevlisi Selda Abla topluyor, okul yapıyor” demem ve para toplayıp makbuz vermememmiş… Oysa balo paraları bizzat öğrenciler tarafından toplanıyordu, Selda Abla’ya sadece paraları toplayan arkadaşlarını bulamayan 7 – 8 öğrenci parasını götürmüştü ve o da okul adına değil, parayı toplayan öğrenciye teslim etmek için almış ve sadece 2 gün sonra ona teslim etmişti… Bu dönemdeki sinirliliği ile okuldaki insanları de azarlamaya ve kırmaya başlayan müdürümüz, benden alamadığı hırsını onlardan çıkarmaya çalışıyordu…
Köfte Günü ile ilgili ise, geçen yılın bütçesi ile ilgili bilgilendirme yapmadığımı ve insanlara olan davranışlarımı beğenmemesiymiş… Ayrıca memnun kalmamış geçen yılki organizasyondan… Katılan 2000’e yakın kişiden memnun olmayan tek kişi…
Geçen yılın bütçesini Köfte Gününün ertesi haftasında kendisine elden vermiştim, tek sorduğu soru “zarar ettiniz mi?” olmuştu, “hayır” cevabını alınca da verdiğim tek sayfalık bütçe dökümüne bakmadan kenara koymak olmuştu… Ben de aynı belgeyi Ahmet POYRAZ’a vermiştim… Ahmet Bey birkaç gün önce sumeninin altını toplarken bu belgeyi atmıştı ve bu belgeyi verdiğimin şahidiydi… Ancak onun şahitliği de yeterli olmamıştı tabi…
İnsanlara olan davranışlarıma gelince… Köfte Günü’nde her yıl yaşanan klasik sorun, fotoğraf çekmek için sahne önüne gelen birkaç veli yüzünden arkada oturanların fotoğraf çekememesidir hepiniz bilirsiniz… Öncesinde kendisinin de onayı alınarak ve tüm organizasyon komitesinin ortak kararıyla programı iki kez sahne önünü boşaltmak için kestik, burada olaya müdahale edip insanları oturtan da organizasyonu yapan kişi olarak ben oldum… Amaç öndekileri kırmak değil, arkadakilerin hakkını korumaktı… Bugün olsa yine aynı şeyi yaparım… O kadar uyarıya rağmen arkadakilere saygısızlık yapanlara bu müdahaleyi yaparım…
Bütün bunları konuşmaya vaktimiz olmadı… Peki neden? Aleattin Bey’in bu kararları alıp söylediği 16 Mayıs Cuma günü konuyu konuşmadan başka bir işini yapmak için odadan ayrılması ve sonrasında beklerken sinirli olduğum için o gün konuşmamamın daha doğru olduğu telkininde bulunan Ahmet ve Kamil hocalarımı dinleyerek ertesi gün okula gittim… Odaya girip selam verdiğimde yüzüme bakmayan müdürümüz, yanındakilerle sohbetine devam etti ve yarım saate yakın beklememe rağmen benimle muhatap olmadı… Yine Kamil Bey’in önerisi ile ertesi güne erteledim…
Pazar günü okula geldiğimde Cengiz Bey’den pansiyonda yemek yediklerini öğrenip beklemeye başladım onunla birlikte… Pansiyondan çıkan müdürümüz “Ben gidiyorum Cengiz” diyerek kendince bana beni hiç takmadığını ve adam yerine koymadığının mesajını veriyordu… Benimse tek derdim bir sürü hazırlığını ve duyurusunu yaptığımız Köfte Günü ile ilgili olan konuşmayı son karara bağlamak için tekrar ve daha detaylı konuşmaktı…
6 Haziran’da yapılması gereken organizasyonun davetiyelerinin bir an önce basımına başlanması gerektiğinden bir hafta beklemeye vakit olmadığından ve bu konular telefonda konuşulamayacağından kendisine 6 sayfalık bir yazı yazıp Ahmet Bey’e gönderdim, iletmesini rica ettim… Size bu anlattıklarımı anlatan… Ve sonrasında Yönetim Kurulu olarak yaptığımız ziyarette konuştuğumuz konuları yazdığım…
Peki müdürümüz ne yaptı? Ahmet Bey bunu iletince “okumadığımı söylersin” diyerek kâğıdı kenara atmış… İletişime ve bana verilen değer… Bunu öğrendiğim günün ertesinde, daha önce hazırlık sırasında konuştuğum müzik gruplarını, ses – ışık ve süsleme için konuştuğum firmaları ve sponsorları arayıp özür dileyerek işin içinde olmadığımızı anlatmaya çalışıyordum ki, bizim anlaştığımız sponsorları arayıp, bizim işin içinde olmadığımızı onlar sormadan söylemeyerek bizim istediğimizin 5’te 1’i fiyatına sponsorluk teklif ettiklerini öğrendim… Bu durumda ben onları kazıklayan adam oluyordum, aslında 100 liraya sponsor olunabilirken ben 500 istiyordum!
Aynı hafta Cuma günü tek tek tüm sponsorları gezerek bizim işin içinde olmadığımızı söyleyince daha önce okula onay veren 4 sponsorumuz sponsorluklarını iptal ettiler… Ayrıca o hafta sonu Yönetim Kurulu olarak aldığımız kararla sizleri ev sahibi olarak ağırlayacağımız bir organizasyon yapmaya karar verdik… Bunu da Facebook’tan sizlere duyurduk…
Bu durumda daha da çılgına dönen müdürümüz, önce beni arattırıp ( dikkat edin kendi aramıyor hala ve benimle muhatap olmuyor ) yaptığımız organizasyonla Köfte Günü’nü baltalamaya çalıştığımızı ve bunun altında ezileceğimizi söyletti… Ben de 2000 kişilik bir organizasyonu 200 kişilik küçük bir organizasyonla baltalamaya çalışacak kadar aptal ve bu işi bilmez olmadığımı anlattım…
Ardından aynı hafta Yönetim Kurulu “Yedek” üyemiz Hüseyin Bahadır YAZICI’yı arayarak “topla yönetim kurulunu bana gelin” diye emir veriyor… Bahadır da, “Erdem’i arayın hocam ben Yönetim Kurulu’nda değilim” diye karşılık verince, “ben sana söylüyorum, Erdem’i de alın gelin bana Yönetim Kurulu olarak” diyor…
O hafta sonu Cumartesi günü yaptığımız toplantıda bu davete icabet etme kararı aldık ve kendisini aradık… “Biz yarın gelebiliriz” – “Hafta içi gelin” – “Hocam Erdem hafta içi yok, biz o olmadan gelmeyiz, başka arkadaşlarız da müsait değil, müsait değilseniz haftaya görüşürüz” ( haftaya Cuma köfte günü var, öncesinde bizimle görüşmek istiyor) – “Peki o zaman yarın akşamüstü buluşalım…
Bahadır’dan Yönetim Kurulu’nu yazmasını istiyor önce… Bahadır “ben bilmiyorum” diyerek bana yazdırdı Yönetim Kurulu listesini… “Bak kaç yıldır görevdesiniz ben kimlerin Yönetim Kurulu’nda olduğunu bilmiyorum” deyince Levent ÇALIŞKAN “o sizin ayıbınız hocam, herkesin resimlerini asıyorsunuz okulun duvarlarına, bir biz yokuz” diye karşılık verince konu kapanıyor…
Toplantıya Mezunlar Günü için sizlerin Facebook’ta yazdığı yorumları okuyarak başlayan müdürümüzün lafını Tayfun ŞENKAL bölerek, “hocam bunları bize neden söylüyorsunuz, biz başkalarının yazdıklarından sorumlu değiliz, bizi bunun için mi çağırdınız?” diye soruyor…
Bu süre içerisinde bir çalışanı ve bir müdür yardımcımızı Facebook’u takip etmekle görevlendirip her gün detaylı ve yazılı çıktılı rapor alıyor müdürümüz… Başka işleri yok o dönemde… En önemli gündem maddesi bu…
Tayfun ŞENKAL soruyor; “Neden bu yıl Köfte Günü’nü bu yıl Erdem’in koordinasyonunda biz yapmıyoruz?” – “ Geçen seneki organizasyonu beğenmedim, insanlara davranışlarını beğenmedim, bilgilendirme yapmadı, ben gelir giderini bilmiyorum…”
Burada söze tekrar giren Levent ÇALIŞKAN; “Hocam ben bir şeyi merak ediyorum, biz kurum olarak size mi bağlıyız? Size mi hesap vermemiz gerekiyor? Benim bildiğim biz İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir derneğiz…” Bu soruya “tabiî ki bana bağlı değilsiniz ama bilgilendirin ki ben de insanların söylediklerine cevap verebileyim” dedi ve iki hafta süredir tüm öğretmenlere gıyabımda yaptığı suçlayıcı, kafasından uydurduğu şikayetleri sıralamaya başladı…
BEN GEÇEN SENEKİ SPONSORLARDAN PARA ALIP MAKBUZ VERMEMİŞİM, HATTA ÖZCANLAR BANA FATURA VERMEDİĞİNİ SÖYLEDİĞİ İÇİN BENİM İŞLEDİĞİM FATURA ACABA NERDENMİŞ, GELİR – GİDER BELLİ DEĞİLMİŞ, PARA MI KAZANMIŞIM BU İŞTEN… GEÇEN YIL BANA YARDIMCI OLAN ÇOCUKLARA KALEM – ÇAKMAKLARI 5 YTL’YE VERİP “İSTEDİĞİNİZ FİYATA SATIN ÜSTÜ SİZİN OLSUN DEMİŞİM…
Bu suçlayıcı tespitler karşısında, tüm toplantı boyunca olduğu gibi yine ben sustum ve Yönetim Kurulu’ndaki arkadaşlarım gerekli cevapları verdiler…
Tayfun ŞENKAL; “söyleyin kim olduğunu hemen gidip o makbuz almadığını iddia eden kişinin alnını karışlayalım, bu derneğin saymanı benim, bizzat ben kesip verdim makbuzları Erdem hafta içi burada olmadığı için” dedi… O zaman kim olduğunu söylemeyen müdürümüz, hala bunu iddia edenlerin kim olduğunu söylememiştir, çünkü bu sadece kendini haklı çıkarıp beni suçlamak için kendi kafasından uydurduğu bir şeydir… Yardım eden çocukları da 20 – 30 YTL’ye satmakla suçlarken de bir Okul Aile Birliği üyesinin bunu söylediğini ve yüzleştireceğini söylemişti, ancak hala ortada kimse yok… Aynen dershane konusunda diğer dershanelerin tepki göstermemiş olmasına rağmen öyle gibi söylemesi gibi…
Lafa giren Hüseyin Bahadır YAZICI; “bu yaptığınızın ne kadar ağır bir suçlama olduğunun farkında mısınız? Erdem yıllardır bu işi yapıyor, onca yıl böyle bir şey yapmadı şimdi mi yaptı?” diyor, Tayfun ŞENKAL ekliyor; “Siz bu iddiaları yapanların resmen ekmeğine yağ sürüyorsunuz ve Erdem’i daha çok töhmet altında bırakıyorsunuz organizasyonu bu nedenlerle vermeyerek…”
Levent ÇALIŞKAN tekrar lafa girip; “Bunca yıl güveniyordunuz şimdi mi güveniniz kalmadı Erdem’e? Neden “Erdem yapmaz öyle şey” deyip savunmadınız?” diye soruyor… Sonra da ekliyor; “Bir senedir aklınız nerdeydi bu hesabı sormadınız? Şimdi mi çıktı bu tepkiler?”
Sonra gerçekten bu işlerden para kazandığım varsayılarak, Tayfun ŞENKAL diyor ki, “Ben ticaretle uğraşıyorum, siz bu işi bir başkasına, bir şirkete verseniz para kazanmayacak mı? Erdem kazanınca mı suç?” diye soruyor, Levent ÇALIŞKAN ekliyor, “Bu işten edilse edilse 1 – 2 bin YTL kar elde edilir, ben ve benim gibi ticaretle uğraşan kimse 2 ay her hafta sonumu bu para için harcamaz”… Bahadır YAZICI; “Erdem’in de biz hiçbirimiz bu paraya tenezzül edeceğine inanmıyoruz ve biliyoruz, ayrıca Erdem her konuda bizi bilgilendiriyor”… “Ben ona yıllardır uğraşma bu işlerle diyorum, ama o buna rağmen okul için bir şeyler yapmak için çaba sarf ediyor, biz takdir ediyoruz” diyor… Egemen GÜNGÖR bir örnekle ekliyor, “2004 yılında yaptığımız Reina’daki Kokteyl sonrasında cep telefon faturasını öderken ben Erdem’in yanındaydım, o günkü parayla 550 YTL ödedi, eğer şu anda kazanıyorsa da helali hoş olsun, hiçbirimizin bunda gözü yok” diyor… Levent ÇALIŞKAN ekliyor; “keşke kazansa da harcadığı paraları yerine koysa ama yok öyle bir tablo, ayrıca Erdem’in böyle bir isteği ve amacı da yok”
Bu konuda verilecek her türlü cevapla sıkışan müdürümüz, “tamam işte beni de bilgilendirin gelir – giderinizle ilgili ben de koruyabileyim sizi” diye sanki beni suçlamıyormuş da koruyormuş gibi yapmaya çalışıyor… Çünkü insanlar ona “Erdem’le berabersiniz, ortaksınız” diye bakıyorlarmış! Ben böyle bir bakışı asla ne kabul ediyor ne de kendime yakıştırıyorum!
Kendisine verdiğimizde almayıp kenara attığı, sonrasında Ahmet POYRAZ’a verdiğimiz belgeleri, o hafta içinde tekrar verdiğimizi, faturaların ve makbuzların fotokopileri ile verdiğimizi hatırlatıyoruz…
Bilgilendirme dışında derneğimizin defter tutması konusunda da şüpheleri olduğunu dile getiren müdürümüz olayı yine abartarak “beni dernekler masasından kaç oldu arıyorlar, belgeleri eksik bu derneğin, kapatacağız diyorlar, ben de rica minnet sizi koruyorum” diyor… Dernek sekreteri “Avukat” Egemen GÜNGÖR; dernekler masası ile bütün iletişimi kendisinin yürüttüğünü, kimsenin ona böyle bir şey söylemediğini söylüyor şaşkın bir şekilde… Aynı hafta içi dernekler masasında çalışan 3 kişiyle ve Şube Müdürü Şevki ÜLKER’le yaptığımız konuşmada böyle bir şeyin asla söylenmediğini ve bizim en düzenli çalışan derneklerden biri olarak onların işini oldukça kolaylaştırdığımızı iletiyorlar…
Ayrıca Tayfun ŞENKAL da, makbuzları kendisinin kesip verdiğini tekrar hatırlatarak benim okulda yaptığım her şeyden hepsinin bilgisi ve onayının olduğunu ve kararların birlikte alındığını söylüyor…
Beni iletişim kopukluğu ile suçlayan müdürümüze okul içi iletişimdeki kendi eksikliklerini, yapılan üniversitelerin davet edildiği bir organizasyonda bize haber bile verilmediği örnekleri ile anlatıyoruz ve asıl sıkıntının kendilerini bizi bir kurum olarak görmemelerinden kaynaklandığını hatırlatıyoruz…
Bütün bu konularda gerekli cevapları alarak susturulan müdürümüz, son olarak benim adımın derneğin ve okulun adının önüne geçtiğini, bundan rahatsız olduğunu, okuldaki öğrencilerin Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu’nun tanımadığını, sadece “Erdem Abi”lerini tanıdığını ve bundan da rahatsız olduğunu dile getiriyor…
Tayfun ŞENKAL; “hafta içi işimiz var hepimizin, biz senede iki kere Köfte Günü ile Meslek ve Üniversite Tanıtım Günleri’nde onlarla buluşuyoruz, daha fazlasını yapamayız” diyor. Hüseyin Bahadır YAZICI ekliyor; “Erdem’in hobisi ve ileride yapacağı işlerden biri Kariyer Danışmanlığı olduğu için bu gibi şeylerle uğraşıyor, öğrencilerin onu tanıması çok normal, ayrıca bunun ne sakıncası var, bu da okulun sunduğu bir hizmet oluyor bedavaya” diyor…
Arkadaşların tamamı, benim kadar kendileri de uğraşsa kendi isimlerinin ön planda olmasını çok doğal olarak isteyebileceklerini, bunu istemeseler bile böyle olacağını söylediler ve bundan kendilerinin hiç rahatsız olmadıklarını dile getirdiler…
Bu arada gündeme yeni kurmaya niyetlendiği, tek başına karar alıp bize alternatif yapmaya çalıştığı “Tekirdağ Anadolu Liseliler Derneği”ne geliyor, arkadaşlar neden buna gerek duyduğunu soruyor… Rekabet olsun, daha güzel işler yapalım… Mantık süper… Hüseyin Bahadır YAZICI; “dediğiniz gibi bizi seviyorsanız o derneği kurmazsınız” diyor sonunda…
Levent ÇALIŞKAN, toplantının sonunda soruyor; “hocam 2 saat geçti biz ne konuştuk? Amacınız neydi? Sonuç ne şimdi ne karar aldık?” diye soruyor… Cevap eveleyip gevelemekten ibaret…
Çıkarken Egemen GÜNGÖR’den gelir – gider çizelgelerini ve defterleri istiyor tekrar müdürümüz, o da “ben hazırlayıp Erdem’e veririm, o uygun görürse size verir” diye cevap veriyor. “Ben senden istiyorum…” deyince ben dayanamayıp “bu derneğin başkanı benim ve siz benimle muhatap olacaksınız, isterseniz daha fazla zorlamayın şansınızı, arkadaşlar gerekli cevapları verdiler” diyorum…
Bu konuşmaların yapılmasından bir önceki Cuma günü okula gidiyorum ve orada öğreniyorum ki müdürümüz hafta boyunca öğretmenlerimizin “neden bu yıl Erdem yapmıyor?” sorularını “bize bilgi vermedi geçen seneyle ilgili, kendi için yaptı para kazandı, makbuzları faturaları görmedik” şeklinde konuşmalarla şişirmiş ve konuyu bu şekilde çarpıtmış… Gıyabımda yaptığı konuşmalarla olayı kişiselleştiriyor… Bu yaklaşımı Faruk GÜRLER’den öğreniyorum, Gülhan KARA’yla yaptığım tartışmaya kulak misafiri olurken yaptığı müdaheleyle… Gülhan hoca’yla yaptığım konuşmaya geçmeden önce, Faruk Bey’le olan konuşmadan bahsedelim önce…
“Yanlış yapıyorsun Erdem, geçen yıl kendin için yapmışsın, okul için bir şey yapmamışsın, okula para falan kalmamış…” diyor… Ben çılgına dönüyorum… "Buna nasıl inanıyorsunuz hocam? Beni tanımıyor musunuz? Hepinize yazıklar olsun ki biriniz de çıkıp müdürünüze 16 yıldır tanıdığınız Erdem’in öyle bir şey yapmayacağını söyleyip beni savunamıyorsunuz!”… Faruk Hoca’ya da aynı şeyi sordum; “Kar etsem ve kendime yapsam ne olur? Gözünüz mü var bunda? Kantinci Mehmet Abi Köfte satıp para kazanınca problem yok da ben organizasyondan para kazansam mı var?
Gelir – gider belgelerini ve makbuz – faturaları okula getirdiğim gündü, geçen yıl önce kendisine verdiğim sonra Ahmet Bey’de bulunan dokümanları gösterdim… Ayrıca geçen yıl müdürümüz bana “bize masraf çıkarma da gerisine karışmayız, bir de misafirlere 250 bedelsiz köfte ver” demişti, çünkü zaten okul bu etkinlikten her yıl zarar ediyordu ve bahçede yapmanın en az 5 – 6 bin YTL masrafı vardı ve okul bu bütçeyi yaratamıyordu…
Gülhan KARA’yla yaptığımız tartışma ise, onun beni her şeyi sanki ben yapmışım da okuldaki öğretmenler organizasyon için hiçbir şey yapmamış gibi konuşmakla suçlamasıyla başladı… “Evet!” dedim, “…organizasyonu ben yaptım!”… “Siz her sene yaptığınız öğrenci düzeni ve plaket verilmesi organizasyonunu yaptınız!”… “Sponsor mu buldunuz? Ses – ışık, havai fişek, süsleme, bunlarla siz mi anlaştınız? Siz mi kurdurdunuz sahneyi ve bunları? Çalan grupları siz mi ayarladınız? Köfte satışı mı yaptınız? Masa – sandalye taşıyarak bahçe düzeni mi yaptınız? Davetiyenin tasarımı ve basımını mı yaptınız? Dağıtımını mı? Foto ve kamera çekimini mi organize ettiniz? Hangi Öğretmen bunların hangisine katkı sağladı? Evet organizasyonu ben yaptım, siz değil!”… Bunun üzerine Gülhan Hoca bana hak vermişti…
O hafta içi Köfte Günü konuşma metnimi hazırladım ve Y.K.’nın onayına sundum… Onaylanan metni ısrarla benden isteyen müdürümüze Perşembe günü verdim, çünkü konuşma metnini vermeyeni konuşturmayacakmış… Benden başka “tehlikeli” kimse yok aslında…
Konuşma metnimi alıp, 2 sayfanın 1 sayfasına yakınını çiziyor, bana geri veriyor… “Burası ders verme yeri değil, onları senin öğretmenlerin söyler, sen kimsin insanlara ders veriyorsun?" diyor… “Ne bu “burada herkes geçici bir tek siz kalıcısınız” demek, sen de kalıcı değilsin” diyor, kendisine verilen mesajı anlayıp… “Ben istediğim sürece ve mezunlar beni seçtiği sürece dernek başkanı kalırım, dernek başkanı olmasam da bu okulda kalıcıyım” diyorum…
Tepki alıyormuşuz konuşmadan dolayı, ben de “bu benim konuşmam, alırsam ben tepki alırım, sizi bağlamaz” diyorum… Bu değişikliği yapmayacağımı, bunun benim konuşmam olduğunu söylüyorum… “Sen bilirsin, yarın getirirsin konuşmanın son halini” diyor…
Bu arada Anne – Baba Okulu katılımcılarına Köfte Günü’nde Plaket verme isteğimiz de yine benim ön plana çıkacağım düşüncesiyle cevap bile verilmeksizin programa eklenmiyor…
Gün boyunca Y.K. üyelerinin tümüyle yaptığım konuşmada, metin olarak onun istediğini verip altına “Hazırlayan : Nur Erdem ÖZEREN, Düzenleyen : Alaeddin MOLLAMEHMETOĞLU” yazmaya, ancak mikrofondan önceden hazırlanmış konuşmayı yapma kararı alıyoruz…
Cuma günü okulda beni gördüğünde sinirli bir şekilde “bakacağım konuşmana, değiştirmediysen izin vermem” diyor diktatörümüz parmağını bana doğrultarak… 20 dk. sonra Ahmet POYRAZ beni arayıp çağırıyor, birlikte odasına gidiyoruz… Üzerime yürüyor, “düzenleyen….” yazdığım için, terbiyesiz diyor, küfür ederek kovuyor, seni burada görmek istemiyorum diyor, insanları provoke ediyorsun diyor, yüzlerimiz 10 cm yaklaşacak kadar dibime girip eli ayağı titriyor, zor tutuyor kendini bana vurmamak için, bense sadece “ben terbiyesizlik yapmadım, siz kendi yaptığınız terbiyesizliklere bakın, hiçbir yere gitmiyorum, beni buradan kovamazsınız, burası benim okulum” diyorum… Küfürlü kovmaları dinlemeyip, Ahmet Hocamın ricasından hemen sonra odadan ayrılıyorum…
Pazar günü geliyor, tüm 2008 mezunlarına “aranızda olamayacağız” mesajı atıyoruz… Yoğun olarak gelen cevap ve davetler üzerine Hüseyin Bahadır YAZICI ile gidiyoruz, kapıdan çevriliyoruz… Mesaj atan çocuklardan özür diliyoruz, gelemedik diye, 40’tan fazla 2008 mezunu toplanıp kapıda bizi arıyorlar, “gel abi biz sizi içeri alacağız, bugün bizim günümüz, kimse karışamaz” diyerek… Tatsızlık çıkmasın diye gitmiyoruz…
Sonradan öğreniyoruz ki müdürümüz biz yokken görkemli bir şov ve süslü cümlelerle kendini “okulun bugünlere gelmesinde en önemli katkısı bulunan kişi” diye anons ettiriyor…
O hafta karne almaya giden gençlerden bir kısmı karnelerini alamayıp, disipline verildiklerini öğreniyorlar, Facebook’a uygunsuz fotoğraf koydukları suçlamasıyla, sınava 1 haftadan az kala disiplin kurulunda ifade veriyorlar…
Burada yapılan konuşmalardan önce, benzer konuşmaları yaptığı bir gencimizin söylediği çarpıcı konuşmayı iletiyoruz… MEZUNLAR GÜNÜ’NÜ YAPTIĞIMIZI ÖĞRENİNCE YANINDA OLAN BU GENCE, “ ERDEM YAPAR TABİ BÖYLE ORGANİZASYONLAR, PARA LAZIM ERDEM’E” diyor… Sonra da “Baloya izin vermiyorum, iptal ediyorum” diye korkutuyor gençleri…
Mezuniyet Balosu, yıllardır Mezunlar Derneği tarafından yapılıyor, çünkü yıllar önce çıkan bir yasa gereği okul idaresinin Mezuniyet Balosu yapması yasaklandı… Sanki uygulama yıllardır böyle değilmiş gibi, organizasyonu baltalamak için tüm velilere SMS atarak, “Baloyu biz düzenlemiyoruz, sorumluluk kabul etmiyoruz” diye kafalarını karıştırmıştır. Buna rağmen gençlerden sadece 15 kişilik bir iptal ve son haftalarda bu olaylara karşı bize destek amaçlı gelmeye karar veren 20 kişiye yakın ek katılımla balo 100 kişiden fazla gençle, sadece tek bir ailenin katılımıyla, hiç sorunsuz, olaysız ve gençlerin tamamının unutamayacakları kadar güzel bir gece olarak gerçekleştirilmiştir…
Balo organizasyonu sırasında öncelikle okul idaresinden istediğimiz burslu öğrenci isimleri müdürün vetosu nedeniyle bizimle paylaşılmadı, sonrasında işin asıl sahibi Okul Aile Birliği Başkanı’ndan istediğimizde ise “Müdür bey vermediyse ben bir şey diyemem” cevabıyla karşılaştık… Herkesin kontrol altında tutulduğu bir durumda bizim muhalefetimizin ne kadar rahatsız edici olduğunu bu olayla çok daha iyi anladık, çünkü “hayır” diyebilen yegâne kişilerdik…
Bu süreç içerisinde zaman zaman Yönetim Kurulu üyelerini arayarak çağıran müdürümüz, sekreterimiz Egemen GÜNGÖR’le yaptığı görüşmede, “ben onu istemiyorum okulda ve dernekte, size her zaman kapım açık, gelin istediğiniz çalışmayı yapalım” diyerek kendince kulis yapmaya ve Yönetim Kurulu’nu bana karşı durmaya ve dışlamaya yönlendirmeye çalışıyor. Ancak bu süreçte her zaman desteklerini arkamda hissetmemi sağlayan Yönetim Kurulu üyelerinin tamamı bu yolda bu kadro ve yapılanmayla devam edeceğimizi kendisine defalarca göstermiş bulunuyor.
Aynı şekilde rakip üretme çabaları talekibi.net web sitesinin moderatörü olan, yeni mezun gençlerle de devam ediyor. Önce sitenin resmi dayanağı olmadığı için kapatmazlarsa gençleri savcılığa vermekle tehdit eden müdürümüz, sonra da “gelin Tekirdağ Anadolu Liseliler Derneği’nin başına geçin, onun adına yapın bu faaliyetleri” diyerek gençleri kendi kontrolünde çalıştırmak ve bize rakip üretmek için zorlamaya çalışıyor... Her zamanki diktatör mantığı ile kendi isteği ile çevresindekilere zorla kurdurttuğu ve zorla üye yaptığı derneğine mezunları da kukla yapmak istercesine davet ediyor... Bu teklifi reddedip görüşmenin hemen ardından bizimle irtibata geçen ve siteyi artık bizim desteğimizle yürütecek gençlere de teşekkürler...
Bir başka görüşme, müdürümüzün yaptıklarına bir türlü inanamayıp her defasında şaşkınlıkla sonuçlanan görüşmeler yapan Hüseyin Bahadır YAZICI ile gerçekleşiyor... Bu iyi niyetli arkadaşımız, her defasında “bu kadar da olamaz” diye düşünerek adım atıyor ve sonrasında hayal kırıklığına uğruyor... Müdürümüzle yaptığı görüşmede, yine kendi kafasından yalanlar uyduran müdürümüz, derneğimize sokaktan geçen herkesin üye olabileceğini, ve benim bu tüzük değişikliğini kimseye sormadan gizlice kendi başıma yaptığımı iddia ediyor... Oysa 2 yıl önceki genel kurulda, katılan tüm üyelerin onayıyla sadece şu değişiklik yapılıyor tüzükte; “artık yalnızca mezunlar değil, en az bir yıl okumuş olanlar ve en az bir yıl görev yapmış öğretmenlerimiz de üye olabiliyor”...
Bahadır’ın bir diğer şaşırdığı nokta ise, bu sürecin başlangıç noktası olan, müdürümüzün kendi kararıyla ordan oraya, kurumdan kuruma bütçe aktarması... Benim bu söylediklerimi soruyor Bahadır, cevap yine diktatöre yakışır; “Okulun müdürü de benim kulübün başkanı da, istediğimi yaparım!” “Zaten Kasım’da seçiminiz var, o seçimde devireceğim Erdem’i”... Bu siyasi çekişmeyi anlamak mümkün değil...
Bir başka anlamsız suçlama da, yine müdürümüzün kafasında ürettiği benim öğretmenlerimi azarladığım, onlara emirler yağdırdığım, aşağıladığım gibi yalanlar. Beni tanıyan tüm öğretmenlerim yıllardır onlarla olan ilişkimi biliyorlar ve asla böyle bir davranış şeklinde olmadığımı biliyorlar. Diğer konuşmalar ise yukarıda size daha önce bahsettiklerimle aynı, benim bu işlerden çıkarım olduğu, para için yaptığım, adımın ön planda olduğu, artık bundan rahatsız olduğu vb. konular...
Gelelim gençleri sınavdan birkaç gün önce disiplin kurulu bahanesiyle çağırıp sadece benim gündemde olduğum konuşmalar yaptığı 2,5 saatlik toplantıya... 18 yaşında, birkaç gün sonra sınava girecek olan gençler, o psikoloji içinde, müdürümüzün ego tatmini ve bana direk göstermek yerine gıyabımda yaptığı saldırganlığı ile karşı karşıya kalıyorlar saatlerce, şaşkınlıkla...
Aslında fotoğraf için giden gençler, sadece beş dakikalık bir konuşmadan sonra konunun Erdem – Aleattin çekişmesine döndüğünü ve tek gündem maddesinin bu olduğunu söylüyorlar... Ve ilk olarak da “Benim anlattıklarımı gidin arkadaşlarınıza anlatın, herkes Erdem’in gerçek yüzünü görsün” gibi bir yaklaşımla karşılaşıyorlar.
Öğrencilere yıllardır benden rahatsız olduğunu, yıllardır bunu içine attığını, en sonunda da patladığını söylüyor. Yıllardır yaptığım organizasyonlardan rahatsızmış, son dönemde rahatsızlığı daha da artmış, faydalı hiçbir şey yapmıyormuşum. Ve ilk suçlama geliyor : “Bunların hepsini para için yapıyor p..t”. Buradan para kazanmaya çalışacak kadar şerefsiz olmadığımı, aksine yıllardır cebimden para harcadığımı bilen onlarca insanın bilgisine ve vicdanına sığınıyorum...
Sonra başlıyor gençleri sıkıştırmaya :”Erdem size ne dedi, neler anlattı?”... Sınav döneminde oldukları bilinciyle onların bu konularla kafalarını karıştırmayacak bilinçte olduğumuzu bilmeyerek...
Gençlerin orada olma nedeni olan resimle ilgili ise, internet ve Facebook bilgisinden yoksun yorumlarla çocukları kışkırtmaya çalışıyor... “O resim Erdem’in grubunda, o resmi oradan kaldırabilecekken kaldırmadı, sizin başınızı Erdem yaktı, şimdi bu resim yüzünden savcılığa vereceğim, kurtarsın bakalım...” Sınava girmelerine birkaç gün kala öğrenci sevgisiyle dolu ve onları düşünerek yapılmış konuşmalar...
Sonra da tehditler başlıyor, sanki ben oradaymışım gibi... “İstesem ben onu İstanbul’da yürüdüğü yoldan aldırırım”... Ve ardından da inanılmaz tespitler:
“Yıllardır Nur adını kullanmıyor, havası söndü ona bu organizasyonu vermeyince, o da kullanmaya başladı, bu aralar cemaatçilik popüler olduğundan...” Adımdaki Nur, annemin adından gelir, Nuran, onun bir parçası olduğum düşüncesiyle konmuştur, ve lise bittiğinden beri her yazışmamda ve her yerde kullanırım... Ailemin geçmişini herkes bilir, benim görüşlerim de açıktır, nitekim çeşitli cemaatlerde olan arkadaşlarım da vardır, bu kimseyi ilgilendirmez.
“Köfte Günü konuşmasının altına “Düzenleyen : Alaeddin Mollamehmetoğlu” yazdığım için terbiyesizmişim, ismini yazmayı bile bilmiyormuşum...” Çeşitli resmi evraklarda ve Müdür Başyardımcısı olduğu dönemde kapısının önünde isminin böyle yazdığını unutarak bu suçlama.
“Facebook’ta çıplak resmim varmış, bu düpedüz pornoya giriyormuş, adımın başında Mezunlar Derneği Başkanı deyip bu resimlerimin olması yakışmıyormuş...” O resim sizin de facebookta görebileceğiniz profil resmimdir, ailemin evinde, salonun ortasında asılıdır.
“Mezuniyet gününde annenize – babanıza bağıran kişiyi neden alayım içeri? İster misiniz onların azarlanmasını?” Bu sözlerle gaza getirmeye çalıştığı gençler, geçen yılki organizasyonda benim elim – kolum olup bana yardım eden ve sahne önüne gelen velileri benimle birlikte oturan velilerin iyiliği için yerlerine oturtan gençler...
Sonra da “Baloya gitmeyin, arkadşlarınıza söyleyin onlar da gitmesin, yaptırmayacağım, velilere mesaj atacağım”... Sonra da iğrenç suçlama geliyor... Facebook’ta “Abi bizim kavalyemiz yok gitmeyeceğiz” diye espri yapan gençlere “O gece herkes her zamankinden güzel ve farklı oluyor, herkes kendine bir kavalye buluyor, üzmeyin kendinizi” diye verdiğim cevabın üzerine şu yorum geliyor... “Size bir de oda tutsun otelde, kaynaşırsınız orada!!!”
“Mezunlar Derneği çok iş yapmış gibi anlatıyor orada burada, kaç öğrenci okutmuş bugüne kadar?” Bu yoruma ise cevap verip açıklama yapmaya gerek duymuyorum, benim bizzat yaptığım hayır işleri ile ilgili reklam yapmaya gerek duymadım hiçbir zaman...
Oturduğu koltuktan hiçbir zaman inmeyeceğini düşünen müdürümüz, “Erdem beni görevden aldırmaya çalışıyormuş, beni buradan alamazlar, bakanlıkta tanıdıklarım var benim, en fazla açığa alırlar...” diye çocuklara güç gösterisi yapıyor...
Sonra da devam ediyor... “Onu ben başkan yaptım, bu konuma ben getirdim, şimdi gelmiş bana artistlik yapıyor”... Ben yıllardır verdiğim emeklerle buradayım, buraya o getirmedi, o götüremez... Dernekte bu konuma kimin getirdiği ile ilgili yorum ve takdirse tamamen sizindir...
Geçmişte beni tokatlamış, benim de bununla ilgili kuyruk acım varmış, onun için böyle yapıyormuşum... Bana okuldayken ceza vermiş, ben gidip özür bile dilememişim...
Tum konuşmalarındaki hayal gücüne hayran olduğum müdürümüzü tebrik ediyorum...
Bunları anlatırken kullandığı küfürleri gençler burada yazmamı uygun görmediler...
TEKRAR ETMEK İSTİYORUZ Kİ;
BU KONUDAKİ BU SON BİLGİLENDİRMEDEN SONRA, 25. YILIMIZA GİRERKEN “25.YIL – ÇEYREK ASIR PROJELERİ”NE KANALİZE OLMAYA BAŞLIYORUZ VE BAŞLANGICI DA İSTANBUL’DAKİ MEZUNLAR GÜNÜ’NDE SİZLERLE BİRLİKTE YAPMAK İSTİYORUZ...
BİZ ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ, MÜDÜRÜMÜZ DEĞİŞENE KADAR OKUL İÇİNDE ETKİNLİK YAPAMAYACAĞIMIZ İÇİN DE ÖĞRENCİ KARDEŞLERİMİZDEN VE VELİLERİMİZDEN ÖZÜR DİLİYORUZ...
YÖNETİM KURULU OLARAK MESAJIMIZ;
ŞİMDİ KENETLENME ZAMANI, BİRLİK OLMA ZAMANI, GÜCÜMÜZÜ GÖSTERME ZAMANI... TEKİRDAĞ ANADOLU LİSESİ MEZUNLARININ TEK ADRESİ “TEKİRDAĞ ANADOLU LİSESİ MEZUNLARI DERNEĞİ”DİR... “KARDELENLER DERNEĞİ” VE “TEKİRDAĞ ANADOLU LİSELİLER DERNEĞİ”NE ÜYE OLMAMAYA VE GRUBUMUZU BÖLMEMEYE DAVET EDİYORUZ...
İLGİNİZE TEŞEKKÜRLER…
NUR ERDEM ÖZEREN
TEKİRDAĞ ANADOLU LİSESİ
MEZUNLARI DERNEĞİ BAŞKANI