8 Haziran 2008 Pazar günü Tekirdağ Anadolu Lisesi’nde yapılan 18. Geleneksel Köfte Günü ve Mezuniyet Töreni organizasyonunda, Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği adına başkan Nur Erdem ÖZEREN’in yapacağı konuşma, okul müdürü Aleattin MOLLAMEHMETOĞLU tarafından uygun bulunmadığı gerekçesiyle programdan çıkarılmıştır.
Konuşma metnimiz, 5 Haziran Perşembe günü organizasyon komitesine teslim edilmiş, ardından okul müdürü tarafından üzerinde değişiklikler yapılarak geri verilmiştir. Ancak Yönetim Kurulu olarak aldığımız karar gereği, okul müdürünün değişikliklerini reddetmemiz nedeniyle, son dakikada alınan kararla programdan çıkarılmıştır.
Kuruluşundan bugüne kadarki tüm Köfte Günü ve Mezuniyet Töreni programlarında konuşması bulunan Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği’nin, başkan Nur Erdem ÖZEREN tarafından hazırlanıp Yönetim Kurulu’nda oybirliğiyle onaylanan bu yılki konuşmasının tam metnini, çıkarılması istenen bölümleri de işaretlenmiş olarak ekte bulabilirsiniz. Yorumu sizlere bırakıyoruz.
Ayrıca, 13 Ocak – 1 Haziran 2008 tarihleri arasında, son sınıf velilerimize yönelik olarak toplam 9 ders ile derneğimiz başkanı Nur Erdem ÖZEREN tarafından gerçekleştirilen ve Tekirdağ’da bir ilk olan “Anne – Baba Okulu”na katılan velilerimize tören programı çerçevesinde teşekkür belgesi verme talebimiz de gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiştir.
Davetiyesinde “tüm halkımız davetlidir” yazan bu organizasyona, “Tekirdağ Anadolu Lisesi Ailesi”nin bir parçası olan ve yine davetiyede logosu bulunan Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği Yönetim Kurulu, Aleattin MOLLAMEHMETOĞLU’nun talimatıyla organizasyon günü okula alınmamış ve kapıdan çevrilmiştir.
Henüz resmi olarak onayı alınmamış ve kurulmamış olmasına rağmen davetiyede logosu bulunan “Tekirdağ Anadolu Liseliler Derneği”nin de yine Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği’ne alternatif olabilmesi amacıyla bu son dönemde alelacele alınan kararlarla kurulmaya çalışıldığını düşündüğümüzü ve bundan duyduğumuz rahatsızlığı da bildirmek isteriz.
Hepimizin kendi kararlarını alabilen yetişkin birer birey olduğunu unutup, hala öğrencileriymişiz düşüncesiyle derneğimizi himayesi ve kontrolü altına almaya çalışan, olayları anlamsız yere bu noktalara getirip yıllardır okulumuz için emek veren ve Tekirdağ Anadolu Lisesi Ailesi’nin önemli bir parçası olan biz mezunları ve derneğimizi okuldan koparma çabasında olan okul müdürü Aleattin MOLLAMEHMETOĞLU dışında, öğretmen, idareci, çalışanlar ve Okul Aile Birliği ve Vakıf üyeleri ile hiçbir problemimiz bulunmadığını da ayrıca bildirmek isteriz.
Tüm bu gelişmelerin, okulumuza, öğretmenlerimize, öğrencilerimize, velilerimize ve mezunlarımızla tüm “Tekirdağ Anadolu Lisesi Ailesi”ne verdiği zarardan duyduğumuz rahatsızlığımızı ve bu yıl yeni mezunlarla ve aileleriyle buluşma imkânı bulamamaktan duyduğumuz üzüntüyü kamuoyuyla paylaşmak isteriz.
Saygılarımızla;
Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği Yönetim Kurulu
Nur Erdem ÖZEREN ( Bşk.)
Alper COŞKUNÇAY ( Bşk. Yrd.)
Tayfun ŞENKAL ( Sayman )
Egemen GÜNGÖR ( Yazman )
Fethi MAHRAMLI ( Üye )
Levent ÇALIŞKAN ( Üye )
Müjgan SUYARAN ( Üye )
Mustafa ÖZCAN ( Ydk. Üye )
Hüseyin Bahadır YAZICI ( Ydk. Üye )
8 Haziran 2008 Pazar
2008 Mezuniyet Töreni ve Köfte Günü Konuşması
Saygıdeğer Misafirlerimiz... Muhterem Tekirdağlılar...
Tekirdağ Anadolu Lisesi Eğitim Kampüsü’ne hoşgeldiniz...
Sevgili 2008 Mezunları, Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği adına aramıza hoşgeldiniz diyorum sizlere…
Bu hoşgeldin, bir veda sizin için aslında…
Bugünün kıymetini bilin diye size acı bir hatırlatma…
Bugün, sizin o bir an önce çıkarmak için can attığınız, bugün de giymesek dediğiniz okul üniformasıyla son gününüz…
Bugün, arkadaşlarınızın hepsiyle bir arada son gününüz…
Ne aynı sıralar, ne aynı sınıflar, ne aynı koridorlar paylaşılmayacak bundan sonra…
Bugün, bitsin de gidelim dediğiniz okul günlerinin sonuncusu…
Daha şimdiden özlemeye başladığınız o günlerin sonuncusu…
Belki ilk aşkınızı yaşadığınız, belki son aşkınızı ya da gerçek dostunuzu bulduğunuz, belki ilk başarıları tattığınız, belki ilk sorumluluğu aldığınız bu çatının altındaki son gününüz…
Ergenlikten gençliğe adım attığınız yılların bitişini haykırıyor bugün size…
O yüzden, tadını çıkarın bugünün…
Sarılın arkadaşlarınıza, ister doya doya gülüp eğlenin, ister hıçkıra hıçkıra ağlayın…
Hem mutluluğunuzu paylaşın, hem üzüntünüzü…
Kavgalı olduğunuz arkadaşınızdan özür dileme, kırgın olduğunuz öğretmeninizle barışma gününüz bugün…
Tadını çıkarın…
Unutun sınavı, bırakın gözünüzde büyütmeyi...
Hayat o kadar çok sınavlarla dolu ki...
Tam 7,5 yıl önce, bir bebek aldım kucağıma… 3 yaşındaydı…
Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği…
Ne konuşabiliyordu… Ne yürüyebiliyordu…
Yıllar geçtikçe, önce “agu”lar başladı, sonra gülücükler…
Önceleri “ben” diye başlayan cümlelerle anlatırken yapılanları, baktım ki emek verenler artıyor benimle birlikte, “biz”e dönüştü kurduğum cümlelerin özneleri…
Sonra emeklemeye başladı bebeğimiz…
Şimdi büyüdü o bebek, yürümeye başladı… İlk adımlarını atıyor hayata…
Yürüyor bizimle birlikte… Daha yeni başladık yola…
Bir annenin, babanın çocuğuyla gurur duyması gibi, biz de gurur duymayı öğrendik attığı her yeni adımda bu bebeğin…
Ve bu gururla, bu yürüyen bebek koşana kadar, kendi ayakları üzerinde duruncaya kadar, ben kendi adıma elini hiç bırakmayacağıma söz veriyorum…
Bizim üzerimizde, sizin üzerinizde emeği olan öğretmenlerimizin beni yanlış anlamayacağını bilerek bir hatırlatma yapmak istiyorum sizlere…
Burası, herkesin hayatında bir parça…
Ama sizin için o kadar önemli bir parça ki…
Buradaki herkes geçici…
Bir tek sizler, hayatınızın sonuna kadar birer “Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunu” olacaksınız ve bu gerçek hiç değişmeyecek…
Bir okulu diğerlerinden farklı kılan mezunlarıdır…
Mezunlarının hayattaki başarıları, kaliteleri, duruşları…
Ve onların okullarına geri dönüp kattıklarıdır bir okulu diğerlerinden farklı kılan…
Mezun okuluna sahip çıktıkça, okulunun değerini arttırır…
Okulun değeri arttıkça, mezunun kalitesi artar…
Bizler, okulumuza bu düşünceyle sahip çıktık ve çıkıyoruz…
Bu düşünceyle tutuyoruz bu bebeğin elini…
Siz de, bizimle birlikte, okulunuza sahip çıkmaya, bu bebeğin elini hiç bırakmayacağınıza söz veriyor musunuz?
Arkamda bu gücü hissetmenin huzuru ve gururuyla konuşmama devam etmenin mutluluğunu yaşıyorum…
Sadece 7 ay sonra, 2009 yılına girdiğimiz anda, Tekirdağ Anadolu Lisesi’nin 25.yılını, çeyrek asrını dolduruşunu kutlamaya başlayacağız…
Bu vesileyle sizlere, 2009 – 2010 eğitim öğretim yılı sonuna kadar, 1,5 yıl boyunca çeyrek asrı kutlamak amacıyla yapacağımız birbirinden iddialı 25.yıl projeleri ve etkinlikleri ile ulusal çapta Tekirdağ’ın ve Tekirdağ Anadolu Lisesi’nin adını duyurmayı hedeflediğimizin müjdesini vermek istiyorum…
Yaptığımız etkinlikler vesilesiyle yıllardır lisedeki gençlerimizle ve aileleriyle iç içeyiz…
Ve bu iletişim, bazı gerçekleri gösterdi bizlere…
Sizlere sordukça, birlikte yaşadıkça gençlerden ve ailelerden öğrendiğimiz…
Sınav kaygısı, hayat kaygısının önüne geçti yıllardır…
İyi bir sınav sonucu uğruna, aile içi ilişkileri zedeledik…
Psikolojisi bozulan, sağlık sorunları yaşayan bireyler yetiştirdik…
Oysa tek istediğimiz, hayattaki en büyük eserimiz olan çocuğumuzdan tek beklentimiz, gurur duyabileceğimiz birer birey olmaları değil mi?
Başarılı, gurur duyulan insan olmak, iyi bir üniversite ya da bölümle mi oluyor?
Bu mudur insanları değerlendirme kriterimiz?
Yoksa ne kadar “insan” olduğu mudur bizim için önemli olan?
Çevremizde gururla, gıptayla baktığımız insanların kaçının üniversitesini bölümünü biliyoruz?
Ama çocuklarımızı yetiştirirken, unuttuk mu acaba bunları...
İyi birer öğrenci yetiştirmek uğruna, iyi birer insan, gurur duyulacak bireyler yetiştirmeyi unuttuk mu yıllarca…
Herkesin sadece bir hayatı var…
Oysa biz onların da bizim doğrularımızla, bizim istediğimiz hayatları yaşamalarını istiyoruz…
Çocukluğunu, gençliğini 70’li yıllarda yaşayan, aslında baskı ve sıkıntılarla yaşayamayan ailelerin çocukları olan bu yeni nesil, ailelerinin yaşayamadıkları hayatları yaşıyor onların adına…
Hayatının “ders dışında kalan kısmı” internet ve TV başında geçen bir nesil yetiştirdik...
İyi bir öğrenci olmak uğruna, ÖSS uğruna sporun, müziğin, halk oyunlarının, edebiyatın, sanatın, tiyatronun, sinemanın bir kenara atıldığı bir nesil yetiştirdik…
Boş vaktini bunlarla değerlendirmediği için kötü alışkanlıkların kol gezdiği…
İçkinin, sigaranın, kadın erkek ilişkilerinin boyutunun, sınırlarının aşıldığı ve bunun modernlik sanıldığı bir nesil…
Sevgilisine “seni seviyorum”u bile cepten mesajla söyleyen, yüz yüze iletişimde zorlanan yeni nesil…
Kendinin geliştirmek için, toplum için bir şeyler yapmak için geçireceği zamanını, başarılı sınav sonuçları almak için harcayan…
Bireysel yaşayan, toplumsal olaylarla ilgilenmeyen, toplumu düşünmeyen...
Yüksek sınav sonuçları uğruna, 17 – 18 yaşlarını yaşayamayan yeni nesil…
Hangimiz inkâr edebiliriz bu tabloyu?
Sorumlu kim? Sistem mi? Devlet mi? Okullar mı? Sadece aileler mi?
Hayır! Onlar bizim eserimiz… Onları biz yetiştirdik…
Toplum olarak, hepimiz sorumluyuz onlardan...
Hepimize görev düşüyor...
Geleceğin yöneticileri olmaları gerekmiyor...
Benim çocuğumun “öğretmen”i de...
Benim sağlığımı emanet edeceğim “doktor” da...
Devletimin “memur”u da...
Buluşlar yapacak “bilim adamları” da...
Yiyeceğimi, giyeceğimi üreten de...
Hepsi bu gençlerin içinden çıkacak...
Ve onların işlerini layıkıyla yapmalarına ihtiyacımız var...
Hepsinin insani değerlere sahip olmasına ihtiyacımız var...
Toplum olarak, birbirimizden sorumluyuz...
O yüzden... Hepimize iş düşüyor...
Toplum olarak, birbirimizi, ve gençleri eğitmemiz gerekiyor...
Artık hayat için, kendileri için, kendi istekleri için bir şeyler yapma zamanları geldi…
İyi birer “öğrenci” olma sınavınız bitiyor artık…
İyi birer “insan” olmak için gerekenleri öğrenmenin zamanı geldi...
Geç kalmadan, bundan sonrasını kendi istediğiniz gibi yaşayın hayatınızın…
Ama hayatın sizden ibaret olmadığını, bir toplum içinde herkese görevler düştüğünü bilin, unutmayın...
Velilerimize de buruk bir hatırlatma…
Onlarla iyi geçinin artık... Bugün, sizin için de vedanın başlangıcı...
O çok istediğiniz üniversiteyi kazanırlarsa, sadece 4 ay sonra, artık sabahları aynı evde uyanmıyor olacaksınız…
Aynı sofrada yenen sabah kahvaltıları, akşam yemekleri, yerini ayda bir 2 günlük ziyaretlerde hasret gidermeye bırakacak…
Yıllarca yanı başınızda büyüyen gurur kaynağınız, artık bir telefon mesafesinde olacak…
Odalarındaki eşyaları, üniversite hayatları için toplamaya az kaldı…
Kokusunun sindiği yatağının yerine, salondaki çekyat olacak artık evinizin en sevilen ve beklenen misafirinin yeri…
“Ders çalış” dedikten sonra kavga edip küsmeyi bile özleyeceğiniz günlere az kaldı…
Küsseniz bile, akşam aynı evde uyuyacağınızı, yakınınızda bir yerlerde olduğunu bilmenin verdiği huzur bitiyor artık…
Artık büyüdüklerini hissedeceksiniz…
Kendi ayakları üzerinde durmaya başladıklarını…
Peki siz, bunca yıllık hayat tecrübenizle, tadını çıkardınız mı tüm bunların?
En son ne zaman sarıldınız onlara?
Böyle göğsü göğsünüze, göbeği göbeğinize değerek, sımsıkı, içinize sokarcasına onu?
Bugün işte bunun için en güzel gün…
Hem hüznün, hem mutluluğun yaşandığı…
Son olarak…
Hiçbirinize sınavda başarılar dilemiyorum…
Çünkü ben hepinizin doğru bildiğini yaparak, haksızlıklara göğüs gererek, hayatta başarılarla bizleri gururlandıracağınızı biliyorum…
Ve asıl önemli olan da bu…
Tekirdağ Anadolu Lisesi Eğitim Kampüsü’ne hoşgeldiniz...
Sevgili 2008 Mezunları, Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği adına aramıza hoşgeldiniz diyorum sizlere…
Bu hoşgeldin, bir veda sizin için aslında…
Bugünün kıymetini bilin diye size acı bir hatırlatma…
Bugün, sizin o bir an önce çıkarmak için can attığınız, bugün de giymesek dediğiniz okul üniformasıyla son gününüz…
Bugün, arkadaşlarınızın hepsiyle bir arada son gününüz…
Ne aynı sıralar, ne aynı sınıflar, ne aynı koridorlar paylaşılmayacak bundan sonra…
Bugün, bitsin de gidelim dediğiniz okul günlerinin sonuncusu…
Daha şimdiden özlemeye başladığınız o günlerin sonuncusu…
Belki ilk aşkınızı yaşadığınız, belki son aşkınızı ya da gerçek dostunuzu bulduğunuz, belki ilk başarıları tattığınız, belki ilk sorumluluğu aldığınız bu çatının altındaki son gününüz…
Ergenlikten gençliğe adım attığınız yılların bitişini haykırıyor bugün size…
O yüzden, tadını çıkarın bugünün…
Sarılın arkadaşlarınıza, ister doya doya gülüp eğlenin, ister hıçkıra hıçkıra ağlayın…
Hem mutluluğunuzu paylaşın, hem üzüntünüzü…
Kavgalı olduğunuz arkadaşınızdan özür dileme, kırgın olduğunuz öğretmeninizle barışma gününüz bugün…
Tadını çıkarın…
Unutun sınavı, bırakın gözünüzde büyütmeyi...
Hayat o kadar çok sınavlarla dolu ki...
Tam 7,5 yıl önce, bir bebek aldım kucağıma… 3 yaşındaydı…
Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunları Derneği…
Ne konuşabiliyordu… Ne yürüyebiliyordu…
Yıllar geçtikçe, önce “agu”lar başladı, sonra gülücükler…
Önceleri “ben” diye başlayan cümlelerle anlatırken yapılanları, baktım ki emek verenler artıyor benimle birlikte, “biz”e dönüştü kurduğum cümlelerin özneleri…
Sonra emeklemeye başladı bebeğimiz…
Şimdi büyüdü o bebek, yürümeye başladı… İlk adımlarını atıyor hayata…
Yürüyor bizimle birlikte… Daha yeni başladık yola…
Bir annenin, babanın çocuğuyla gurur duyması gibi, biz de gurur duymayı öğrendik attığı her yeni adımda bu bebeğin…
Ve bu gururla, bu yürüyen bebek koşana kadar, kendi ayakları üzerinde duruncaya kadar, ben kendi adıma elini hiç bırakmayacağıma söz veriyorum…
Bizim üzerimizde, sizin üzerinizde emeği olan öğretmenlerimizin beni yanlış anlamayacağını bilerek bir hatırlatma yapmak istiyorum sizlere…
Burası, herkesin hayatında bir parça…
Ama sizin için o kadar önemli bir parça ki…
Buradaki herkes geçici…
Bir tek sizler, hayatınızın sonuna kadar birer “Tekirdağ Anadolu Lisesi Mezunu” olacaksınız ve bu gerçek hiç değişmeyecek…
Bir okulu diğerlerinden farklı kılan mezunlarıdır…
Mezunlarının hayattaki başarıları, kaliteleri, duruşları…
Ve onların okullarına geri dönüp kattıklarıdır bir okulu diğerlerinden farklı kılan…
Mezun okuluna sahip çıktıkça, okulunun değerini arttırır…
Okulun değeri arttıkça, mezunun kalitesi artar…
Bizler, okulumuza bu düşünceyle sahip çıktık ve çıkıyoruz…
Bu düşünceyle tutuyoruz bu bebeğin elini…
Siz de, bizimle birlikte, okulunuza sahip çıkmaya, bu bebeğin elini hiç bırakmayacağınıza söz veriyor musunuz?
Arkamda bu gücü hissetmenin huzuru ve gururuyla konuşmama devam etmenin mutluluğunu yaşıyorum…
Sadece 7 ay sonra, 2009 yılına girdiğimiz anda, Tekirdağ Anadolu Lisesi’nin 25.yılını, çeyrek asrını dolduruşunu kutlamaya başlayacağız…
Bu vesileyle sizlere, 2009 – 2010 eğitim öğretim yılı sonuna kadar, 1,5 yıl boyunca çeyrek asrı kutlamak amacıyla yapacağımız birbirinden iddialı 25.yıl projeleri ve etkinlikleri ile ulusal çapta Tekirdağ’ın ve Tekirdağ Anadolu Lisesi’nin adını duyurmayı hedeflediğimizin müjdesini vermek istiyorum…
Yaptığımız etkinlikler vesilesiyle yıllardır lisedeki gençlerimizle ve aileleriyle iç içeyiz…
Ve bu iletişim, bazı gerçekleri gösterdi bizlere…
Sizlere sordukça, birlikte yaşadıkça gençlerden ve ailelerden öğrendiğimiz…
Sınav kaygısı, hayat kaygısının önüne geçti yıllardır…
İyi bir sınav sonucu uğruna, aile içi ilişkileri zedeledik…
Psikolojisi bozulan, sağlık sorunları yaşayan bireyler yetiştirdik…
Oysa tek istediğimiz, hayattaki en büyük eserimiz olan çocuğumuzdan tek beklentimiz, gurur duyabileceğimiz birer birey olmaları değil mi?
Başarılı, gurur duyulan insan olmak, iyi bir üniversite ya da bölümle mi oluyor?
Bu mudur insanları değerlendirme kriterimiz?
Yoksa ne kadar “insan” olduğu mudur bizim için önemli olan?
Çevremizde gururla, gıptayla baktığımız insanların kaçının üniversitesini bölümünü biliyoruz?
Ama çocuklarımızı yetiştirirken, unuttuk mu acaba bunları...
İyi birer öğrenci yetiştirmek uğruna, iyi birer insan, gurur duyulacak bireyler yetiştirmeyi unuttuk mu yıllarca…
Herkesin sadece bir hayatı var…
Oysa biz onların da bizim doğrularımızla, bizim istediğimiz hayatları yaşamalarını istiyoruz…
Çocukluğunu, gençliğini 70’li yıllarda yaşayan, aslında baskı ve sıkıntılarla yaşayamayan ailelerin çocukları olan bu yeni nesil, ailelerinin yaşayamadıkları hayatları yaşıyor onların adına…
Hayatının “ders dışında kalan kısmı” internet ve TV başında geçen bir nesil yetiştirdik...
İyi bir öğrenci olmak uğruna, ÖSS uğruna sporun, müziğin, halk oyunlarının, edebiyatın, sanatın, tiyatronun, sinemanın bir kenara atıldığı bir nesil yetiştirdik…
Boş vaktini bunlarla değerlendirmediği için kötü alışkanlıkların kol gezdiği…
İçkinin, sigaranın, kadın erkek ilişkilerinin boyutunun, sınırlarının aşıldığı ve bunun modernlik sanıldığı bir nesil…
Sevgilisine “seni seviyorum”u bile cepten mesajla söyleyen, yüz yüze iletişimde zorlanan yeni nesil…
Kendinin geliştirmek için, toplum için bir şeyler yapmak için geçireceği zamanını, başarılı sınav sonuçları almak için harcayan…
Bireysel yaşayan, toplumsal olaylarla ilgilenmeyen, toplumu düşünmeyen...
Yüksek sınav sonuçları uğruna, 17 – 18 yaşlarını yaşayamayan yeni nesil…
Hangimiz inkâr edebiliriz bu tabloyu?
Sorumlu kim? Sistem mi? Devlet mi? Okullar mı? Sadece aileler mi?
Hayır! Onlar bizim eserimiz… Onları biz yetiştirdik…
Toplum olarak, hepimiz sorumluyuz onlardan...
Hepimize görev düşüyor...
Geleceğin yöneticileri olmaları gerekmiyor...
Benim çocuğumun “öğretmen”i de...
Benim sağlığımı emanet edeceğim “doktor” da...
Devletimin “memur”u da...
Buluşlar yapacak “bilim adamları” da...
Yiyeceğimi, giyeceğimi üreten de...
Hepsi bu gençlerin içinden çıkacak...
Ve onların işlerini layıkıyla yapmalarına ihtiyacımız var...
Hepsinin insani değerlere sahip olmasına ihtiyacımız var...
Toplum olarak, birbirimizden sorumluyuz...
O yüzden... Hepimize iş düşüyor...
Toplum olarak, birbirimizi, ve gençleri eğitmemiz gerekiyor...
Artık hayat için, kendileri için, kendi istekleri için bir şeyler yapma zamanları geldi…
İyi birer “öğrenci” olma sınavınız bitiyor artık…
İyi birer “insan” olmak için gerekenleri öğrenmenin zamanı geldi...
Geç kalmadan, bundan sonrasını kendi istediğiniz gibi yaşayın hayatınızın…
Ama hayatın sizden ibaret olmadığını, bir toplum içinde herkese görevler düştüğünü bilin, unutmayın...
Velilerimize de buruk bir hatırlatma…
Onlarla iyi geçinin artık... Bugün, sizin için de vedanın başlangıcı...
O çok istediğiniz üniversiteyi kazanırlarsa, sadece 4 ay sonra, artık sabahları aynı evde uyanmıyor olacaksınız…
Aynı sofrada yenen sabah kahvaltıları, akşam yemekleri, yerini ayda bir 2 günlük ziyaretlerde hasret gidermeye bırakacak…
Yıllarca yanı başınızda büyüyen gurur kaynağınız, artık bir telefon mesafesinde olacak…
Odalarındaki eşyaları, üniversite hayatları için toplamaya az kaldı…
Kokusunun sindiği yatağının yerine, salondaki çekyat olacak artık evinizin en sevilen ve beklenen misafirinin yeri…
“Ders çalış” dedikten sonra kavga edip küsmeyi bile özleyeceğiniz günlere az kaldı…
Küsseniz bile, akşam aynı evde uyuyacağınızı, yakınınızda bir yerlerde olduğunu bilmenin verdiği huzur bitiyor artık…
Artık büyüdüklerini hissedeceksiniz…
Kendi ayakları üzerinde durmaya başladıklarını…
Peki siz, bunca yıllık hayat tecrübenizle, tadını çıkardınız mı tüm bunların?
En son ne zaman sarıldınız onlara?
Böyle göğsü göğsünüze, göbeği göbeğinize değerek, sımsıkı, içinize sokarcasına onu?
Bugün işte bunun için en güzel gün…
Hem hüznün, hem mutluluğun yaşandığı…
Son olarak…
Hiçbirinize sınavda başarılar dilemiyorum…
Çünkü ben hepinizin doğru bildiğini yaparak, haksızlıklara göğüs gererek, hayatta başarılarla bizleri gururlandıracağınızı biliyorum…
Ve asıl önemli olan da bu…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)